“Yerel” FRÇ neden hatalarla doludur?

Bir önceki yazımda hala açık ve Kamu Yararını İlgilendiren Kuruluş (KAYİK) durumunda olmayan fakat denetime tabi olan şirketlerin hazırladığı finansal tabloların sadece vergi matrahı amacından çıkartılıp performans ve finansal durumun gerçeğe uygun sunumu için KGK tarafından taslağı sunulan Yerel Finansal Raporlama Çerçevesinden (FRÇ) bahsetmiştim kısaca. Bu yazıda ise öncelikle adının düzeltilmesi gereken FRÇ’nin içerdiği hataları özetlemek isterim.

  1. FRÇ Taslağının hasılat bölümündeki (5.Bölüm) 8.maddeye göre “hasılat sonucunda elde edilmesi beklenen nakit tutarların tahsilatının ertelenmesi durumunda, hasılat bugünkü değer hesaplaması yapılmaksızın alınması beklenen nakit tutar üzerinden kayda alınır“. Yani brüt kâr marjınızı şişirmenize müsaade ediyor FRÇ. Ancak Hasılat standardı olan TMS 18’in 11.maddesine göre ise “anlaşma bir finansman işlemi niteliği taşıyorsa, satış bedelinin gerçeğe uygun değeri gelecekteki tüm tahsilatların emsal faiz oranı ile iskonto edilmesi yoluyla belirlenir“. Yani vadeli satışlar yaparak brüt karı şişirmeniz mümkün değildir. 
  2. Taslağın stoklar bölümündeki (6.Bölüm) 7.maddeye göre ise “satın alma maliyetleri, ilk kayda alma tarihi itibarıyla ödenen veya ödenmesi beklenen nakit tutardan ölçülür”. Yani FRÇ 5.8’in şişirdiği brüt kârı 6.7 ile indirmenize imkân sağlıyor ancak esas sorun bir yanlışı başka bir yanlış ile düzeltme çabasıdır. Bunun yerine vadeli satışlar ve alımlar TMS’ye uygun düzenlenmesi daha gerçekçi bir sunum sağlayabilirdi.
  3. Marmara Üniversitesi’nde düzenlenen çalıştayda Doç. Dr. Çağla ERSEN CÖMERT, KGK taslakta yapacağı yeni bir düzenleme ile vade farkında 1 yılın baz alınacağını ve 1 yıl üstündeki vadeler için bugünkü değer hesaplamasının yapılacağını söyledi. Sanırım KGK ülkemizde cari faiz oranın yüzde kaç seviyesinde olduğunu bilmeden böyle bir değişikliğe karar verdi. 
  4. Hazırlanan FRÇ’nin aynı zamanda Türk ticaret geleneklerindeki hataları düzeltici bir tarafı mevcut değildir. Örnek vermek gerekirse tek kişinin sahipliğindeki bir limited şirketin finansal disiplinini sağlamadığının en açık örneği ise temettü tahakkukları haricinde ortaklar cari hesabının kullanımıdır. Bütçeye katkı sağlaması için çıkarılan kanunların disiplinsizliği önlemede yarattığı bir fayda mevcut değildir aksine sadece kişileri kısa süreliğine cezalandıran araçtan fazlası da ne yazık ki olamamışlardır. 1950’lerde başlayan Türk ticaret örflerinin düzeltilmesi için FRÇ önemli bir imkân sunmaktadır, aynı kişiye bağlı ve Ortaklar Cari Hesapları şişmiş şirketlerin finansal tablolarının konsolide edilmesi. Bence bu gerekliliğin esas sebebi ise birkaç tüzel şirketin ömrünün ortağın ömrüyle sınırlandırılabileceği riski. Bu, muhasebe teorisini parçalamış risk aslında denetçi tarafından olumsuz görüş ile cezalandırılabilir ya da şirketin finansal gücünü, ortağı da baz alarak ölçmek istiyorsa birbiriyle ortaklık bağı olmayan iki şirketin finansal tablolarını konsolide edebilir.
  5. FRÇ’ye uygun finansal tablo hazırlanma süreçlerinin kolaylaştırılması, şirketlerin daha hızlı adapte olabilmeleri için gerekli olan yerel ve uluslararası ERP uygulamalarının uyumluluğu üstüne gidilmediğini düşünüyorum. FRÇ’nin olur da genel kabulü sağlayabilir ise getireceği bir diğer önemli değişiklik ise yeni yönetmeliğe uygun defter tutmak zorunda olan şirketlerin “ofiste defter tutma” alışkanlığından vazgeçirmek olacaktır.
  6. Ben muhasebe camiasının TFRS’ye yaklaşımını ülkemizin ulusal bir otomobil markası olmamasına benzetirim. Uluslararası bir marka istediği kadar kötü bir araç çıkartsın yine de bizimkinden iyidir çünkü bizim ortaya koyduğumuz daha başarılı ve kaliteli bir rakip mevcut değildir. İşte bu sebeple de Avrupa’nın ulusal muhasebe ilkelerine karşı uluslararası alanda kabul görmüş Türk muhasebe ilkeleri mevcut olmadığı için TFRS’nin yaptığı sunumlar MSGUT’a göre daha akılcı olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalıyoruz. FRÇ noktasında ise TFRS (veya KOBİ TFRS) uymamak için yanlış yollar çizmenin sonuçları tehlikelidir.
  7. 2018’de yürürlüğe girmesi planan FRÇ’nin sektör tarafından kabulü için yürütülen çalışmalara ne zaman başlanacağı hâlâ muallakta. Sektör temsilcileri ile yapılmış bir görüşmeler tutanakları ile yayınlamalı ve böylesine önemli toplantılar çevrimiçi katılıma açık olmalıdır.   

Umarım 2018’de yürürlüğe girmesi istenen ulusal finansal raporlama standartlarımız 6102’nin ve KGK eğitimlerinin çektiği işkenceleri yaşamadan yürürlüğe girebilir yoksa başladığımız yere geri döneceğimizden korkarım.

Ulusal Finansal Raporlama Çerçevesi

Eğer kanser hastasını tedavi etmek istiyorsanız anlık halini düzeltecek ilaçlarla çözüm bulamazsınız. Hastanın o anki ağrılarını hafifletmiş olmanız da vücutta yer alan kanserle mücadele ettiğinizi ve ömrünü uzattığınızı göstermez, siz iyi ilaçlar kullanarak günü kurtamışsınızdır sadece. Oysa hastanın esas arzusu iyileşmek ve hayat standartını eski seviyesine çıkartabilmektir. Türkiye ekonomisi için de durum aynıdır, doktorlarımız günümüzü kurtaran ancak geleceğimizi güvence altına alan metodları pek tercih etmediler. Açıkçası “harika bir çözüm” olarak iddia edilen politikalar çoğunlukla vergisini ödeyeni aptal yerine koymaya dönüktü. Bugüne kadar vergi ödeme alışkanlığı elde etmemiş mükelleflerin affedildiği söylense de esasen onlardan af dilenmek üstüne kuruluydu hazırlanan kalkınma politikaları. Vergi sisteminin sıkı ve adaletli bir ortamda finansal tablolarının vergi yönetmeliklerine göre hazırlanmasında sakınca yoktur ancak vergi matrahına göre hazırlanmış finansal tabloların Türkiye’nin ekonomik gelişiminde ve geleceğine yönelik karar alınmasında faydadan çok zarar getirdiği açıktır.

2005 yılında ilk Türk Ticaret Kanunu taslağı hazırlandığından beri beklentiler hep üst düzeydi ancak basında yapılan her yanlış anlatım tepki çektirmeyi başardığı gibi Kanunu’nun kısıtlandırılmasına da neden oldu. 2012’te yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun ile halka açık olmayan şirketlerin denetimi hep farklı sorulara ve sorunlara sebep oldu. 2014’te yapılan düzenleme ile Kamu Gözetim Kurulu (KGK) hayallerimizi geri vitese taksa da sistemi düzeltmeye ilk adımı 13 Kasım 2015’te yine KGK attı Yerel Finansal Raporlama Çerçevesi  (YFRÇ) ile (Duyuru adresi http://bit.ly/2lnnxwD). Bu noktada bir eleştiri yapmak zorunda hissediyorum kendimi: Hazırlanan kavramsal çerçeve yürürlüğe girdiği andan itibaren bölgesel değil ulusal olacaktır ve ülkemizin geleceğine etki edecektir. İşte bu sebeple öncelikle Ulusal Finansal Raporlama Çerçevesi olarak adının değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Taslağı yoruma sunulan UFRÇ ile amaç halka açık olmayan şirketlerin de sunduğu finansal verinin kalitesini arttırmak. Halka açık olmayan fakat denetime tabii olan şirketlerin Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına (TFRS) göre finansal tablolarını hazırlamıyor olmaları veri güvenilirliğini azaltıyorken ekonomik gelişimimizin sürekliliği için atılması gereken bir adımdı. Elbette bu önemli değişikliğin nasıl bir etki yaratacağı, meslek mensupları ve düzenleyiciler nasıl yükler getireceği ise ayrı bir tartışmanın konusu.

Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi 24-25 Şubat tarihlerinde Sultanahmet Yerleşkesinde YFRÇ Çalıştayı yapacak ve esasen toplantıda Çerçeve konuşulacak olsa da bence KGK tarafından cevaplanması gereken sorular var:

  1. Hazırlanan Çerçevenin KOBİ’ler tarafından kabulü için yapılmış bir halkla ilişkiler süreci olacak mı? 6102’nin anlatımında yaşanan hataların ve yapılan kasıtlı yanlış izahatlerin tekrar edilmesi durumunda UFRÇ istenen katkıyı sağlamayacaktır.
  2. Küçük ve mikro ölçekli işletmelere kadar uygulanacak olması durumunda çizilmiş bir yol haritası mevcut mudur? Düzenli olarak indirilen hadler için tasarlanmış en düşük kriterinin varacağı son nokta nedir?
  3. UFRÇ’nin kabul edildiği andan itibaren ERP yazılım şirketleriyle yapılacak görüşmede sürecin sancılı geçmesini engelleyecek çözüm önerileri KGK tarafından tasarlandı mı?
  4. Çerçevenin meslek mensuplarına anlatımında izlenecek yollar, teorik materyalleri ve eğitimcilerin eğitimi gibi hususlarda nasıl bir yol izlenecektir?

UFRÇ’nin ülkemize hayırlı olması dileğiyle.

İran Ambargosu ve Türk Denetim Şirketleri

İran’a uygulanan ambargo kalkalı yaklaşık 1 yıl oldu ve yıllarca uluslararası yatırımları kapalı olan bir pazar ve orada yer kapmaya çalışan şirketlerin siyasetten destek alan stratejileri belirleyecek pastadan ilk payı kimin alacağını. İşte tam da bu noktada müşteri portföyünü geliştirmek, uluslararasılaşmak isteyen Türk denetim şirketlerinin eline çok önemli bir imkan geçti: İran pazarına girmek.

Kültürlerin yakınlığı ve İran piyasasının gelişmeye açık oluşu Türk denetim şirketleri için kaçırılmaması gereken bir fırsat. Big-4’un dünyayı tek sözleşmeyle domine ettiği uluslararası denetim piyasasında kendi adını duyurmak isteyen bir denetim şirketi için İran pazarına girmek Doğuya açılmada anahtar adım olacaktır. TÜRMOB ve Maliye Bakanlığı siyasi sürtüşmeleri kenara bırakıp ülkemizdeki muhasebe mesleğinin uluslararası alanda rekabet etmesi için bu adımı atmak zorunda.

Kapı Kırmadan Kazananlar Kulübü

ABD’nin yeni Donald Trump’ın kızı Ivanka başarıları ve hayatında yaşadığı zorlukları anlatan bir kitap yazmış. Yaşıtlarınızdan milyarlarca kez zenginseniz, işe girmek, ev geçindirmek ve hayatta kalmak zorunda değilseniz bir şey başarmış sayılmazsınız. Doktora tezimi yazdığım süre zarfında üretim şirketlerinin 2005 – 2012 dönemlerine ait faaliyet raporlarını tek tek, sayfa sayfa okudum. Ailenin ABD’de çok iyi bir üniversiteden dört yılda mezun olmuş 3. veya 4. neslinin ülkeye dönüşüyle 23 yaşında Genel Müdür Yardımcısı olarak göreve başlaması da bundan farklı bir hikaye değildir.

Aynı yarışmada atletlerden biri 100 metreyi tamamlamak zorundayken diğerlerinin engelli 4 kilometre koştuğu bir müsabakada nasıl rekabet yoksa aynı durum Ivanka Trump ve benzerleri için de geçerlidir. Kapıyı biri sizin açıyorsa ortada başarı namına bir ibare yoktur. Siz ejderhanın midesindeki kapıyı kırıp içeri girdiyseniz başarıdan söz edebiliriz.

Unutmadan, hani serbest piyasada bütün faktörlerin rekabet gücü aynıydı. Öyle söylüyordu liberal ağa babalar ve onların yancıları.

Evrakları kim, nasıl girmeli? 

Cevabı basit: bilgisayarın bizzat kendisi girsin, ilgili hesaplara kayıtları da yine bilgisayar atsın. Hayal ürünü olan bir şey söylemiyorum ki. Faturanın üstünde girişi için gerekli olan bilgiler yok mu? Hele de e-faturada. İşleme ait bütün detayların yazılı olduğu bir faturayı bilgisayar kaydetsin. Bundan 8 yıl önce stajerliğim sırasında şimdi size anlattığım fikri ERP danışmanlığı yapan bir arkadaşıma söylemiştim. “Saçmalama öyle bir şey yapılamaz, sen dahil yapılsa kaç kişi işsiz kalır” diye cevap vermişti.

Oysa ben muhasebeciyim, benim işim evrak girmek değildir. Türkçe’de tam karşılığı olmasa da evrak girmek “bookkeeper”ın görevidir, oysa ben “accountant”ım. Yani benim işim evrakları girmek değildir, danışmanlık yapıyorsam ise şirketin gidişatı hakkında yönetime raporlar sunmak veya denetim hizmeti sunuyorsam iç kontrol sistemlerini analiz etmek ve şirketin finansal tabloları görüş bildirmektir. Oysa ne yazık ki ülkemizde ruhsatlı, ruhsatsız her muhasebeci kendini evrakçıbaşı zanneder.

e-fatura kabul ancak evrakları sisteme göstererek veri girişi yapılamaz diyenlere iki tane akıllı telefon uygulaması tavsiye edeceğim: Wave ve Xero. Ücretsiz üyelikleri bulunan hatta kendi içinde veri paylaşabildiğiniz bu iki muhasebe uygulamasını deneyin. Bence her ikisi de başlangıç noktasında olsalar da fotoğrafını çektiğiniz fişleri sisteme yükleyebiliyorlar. İşyeri ismi Türkçe olsa bile birkaç küçük hatayla ismi algılayıp tutarı ve tarihi sisteme doğru olarak aktarabiliyorlar. Sizin ise tek yapmanız gereken gider ve ödeme türlerini seçip evraka onay vermek.

Bundan 10 yıl sonra ülkemizde muhasebe defter tutmaktan çıkıp denetim yapmaya dönecektir, hazır olmak için yeni fikirlere açık olmakta hatta mobil uygulamalara yatırım yapmakta büyük fayda var.

Sabahattin Ali ve “hile üçgeni”

wp-1480617965817.jpgİstanbul Üniversitesi’ndeydik bugün, Uluslararası Suistimal İnceleme Uzmanları Derneği’nin (ACFE Türkiye) düzenlediği Suistimal Farkındalık Semineri: Üniversite Buluşmalarını dinlemek üzere. Değerli akademisyenlerin paylaştığı bilgiler ve meslek mensuplarının anlattığı deneyimleri seminerin son derece bilgilendirici ve eğlenceli geçmesini sağladı. Muhasebe mesleğinin defter tutup beyanname verme döngüsünden kurtulduğunu görmek bir de öğrencilerin yoğun katılımı çok mutlu etti beni. Ancak her ne kadar eğlenceli geçtiğini söylesem de eğlencinin esas sebebi “güleriz ağlanacak halimize” noktasında olmamız. İç kontrol mekanizması oluşturulmamış veya geliştirilmemiş, yetki-sorumluluk çizgileri belirlenmemiş şirketlerin ulusal ekonomide yarattığı görünmez zararları fark etmemiz ve çözüm odaklı politikalar geliştirmemiz gerekiyor.

Konuşmacıları dinlerken son zamanlarda farklı anlaşılmış bir eseriyle hatırladığımız Sabahattin Ali’nin “İçimizdeki Şeytan” romanı aklıma geldi. Çalışan suistimalleri ve hile üçgeni konusunda vak’a analizi yapılabilecek kadar detaylı bir anlatım yapıyor Sabahattin Ali. Ömer ile Veznedar Hafız Efendi arasında geçen konuşmayı okuduğunuzda bir insanı yoldan çıkartan sebeplere bulduğu bahaneleri öylesine güzel anlatıyor ki denetim kitaplarında alıntı yapılacak kadar içine işliyor konunun. Sabahattin Ali’nin Türk edebiyat klasiklerinden biri olan eserini okumadıysanız bugüne kadar vesile olabilirim umudundayım. Ancak kitaptan benim son derece eğlenerek okuduğum bir kısmı paylaşmak isterim.

“Tevekkeli değil, Beyazıt’tan gönderdiğimiz mektuplar Eminönü’ne kırk sekiz saatte varıyor. Senin gibi gayretli memurlar sağ olsun.”

Ömer gayet sakin cevap verdi:

“Benim mektuplarla alakam yok. Ben muhasebedeyim. Akşama kadar defter dolduruyorum. Akşamları da ara sıra veznedara yardım ediyorum. Para saymak tatlı bir şey Nihatçığım.”

Nihat birdenbire canlanmış gibi:

“Enteresan şey…” dedi. “Umumiyetle para enteresan bir şeydir zaten. Çok kere cebimden bir lira alır, önüme koyarak onu saatlerce seyrederim. Hiçbir fevkaladeliği yok. Birtakım hünerli çizgiler, tıpkı mektepler deki resmi hattîn vazifeleri gibi. Belki biraz daha ince ve karışık… Sonra bir resim. Birkaç satır muhtasar yazı ve bir iki imza… Üzerine biraz fazla eğilince insanın burnuna ağır bir yağ ve kir kokusu da vurur. Fakat ne muazzam şeydir bu kirli kâğıt azizim, bir düşün!