Muhasebecilerin yaptığı 8+3 yanlış 

Accounting Today’de yayımlanan yazı haliyle Amerikalı meslektaşlarımıza ithafen yazılmış ancak ülke değişse bile yapılan hatalar ülkeden ülkeye benzerlikler​ gösterebiliyor. Listenin ilk sekizi Accounting Today’e ait, 9, 10 ve 11 ise ülkemizde muhasebe mesleğinin sorunlarının da çözümü olacağına inandığım görüşlerimdir

  1. Kendilerini farklılaştırmamaları (markalaşmamaları).
  2. Müşteriyi, işletmeyi veya endüstriyi anlamamaları.
  3. Tarihsel verileri toplamanın ve özetlemenin mesleğin doğası olduğunu unutarak geleceğe dönük önlemler almamaları.
  4. Hizmetin gerçek değerini ücrete yansıtmamaları.
  5. Sadece beyanname hizmeti vermeleri.
  6. İdeal müşteri profilini çıkartmamaları.
  7. Referansa dayalı bir ağ kurmamaları.
  8. Güvenilir bir danışmanın neye benzediğini anlamamaları.
  9. Uzmanlığa dayalı ortaklıklar ile muhasebe ofislerinin kurulmaması.
  10. Teknolojik gelişmelerden yeteri kadar yararlanılmaması.
  11. Mesleğin gerektirdiği sürekli eğitimin göz ardı edilmesi.

The 8 biggest mistakes accountants make

Who are accountants?

They are the heros economic system deserves, but not the one it needs right now.

So we’ll hunt them.

Because they can take it.

Because they are not our heros.

They are silent guardians.

Watchful protectors.

The Dark Knights.

Muhasebeciler Haftası

Vergi beyannameleri olmasaydı ömrünün sonuna kadar işsiz kalacak olan Türk muhasebeci…

1-7 Mart Muhasebeciler Haftamız kutlu olsun. 

Hak ettiklerimizi elde etmemiz dileğiyle.

“Yerel” FRÇ neden hatalarla doludur?

Bir önceki yazımda hala açık ve Kamu Yararını İlgilendiren Kuruluş (KAYİK) durumunda olmayan fakat denetime tabi olan şirketlerin hazırladığı finansal tabloların sadece vergi matrahı amacından çıkartılıp performans ve finansal durumun gerçeğe uygun sunumu için KGK tarafından taslağı sunulan Yerel Finansal Raporlama Çerçevesinden (FRÇ) bahsetmiştim kısaca. Bu yazıda ise öncelikle adının düzeltilmesi gereken FRÇ’nin içerdiği hataları özetlemek isterim.

  1. FRÇ Taslağının hasılat bölümündeki (5.Bölüm) 8.maddeye göre “hasılat sonucunda elde edilmesi beklenen nakit tutarların tahsilatının ertelenmesi durumunda, hasılat bugünkü değer hesaplaması yapılmaksızın alınması beklenen nakit tutar üzerinden kayda alınır“. Yani brüt kâr marjınızı şişirmenize müsaade ediyor FRÇ. Ancak Hasılat standardı olan TMS 18’in 11.maddesine göre ise “anlaşma bir finansman işlemi niteliği taşıyorsa, satış bedelinin gerçeğe uygun değeri gelecekteki tüm tahsilatların emsal faiz oranı ile iskonto edilmesi yoluyla belirlenir“. Yani vadeli satışlar yaparak brüt karı şişirmeniz mümkün değildir. 
  2. Taslağın stoklar bölümündeki (6.Bölüm) 7.maddeye göre ise “satın alma maliyetleri, ilk kayda alma tarihi itibarıyla ödenen veya ödenmesi beklenen nakit tutardan ölçülür”. Yani FRÇ 5.8’in şişirdiği brüt kârı 6.7 ile indirmenize imkân sağlıyor ancak esas sorun bir yanlışı başka bir yanlış ile düzeltme çabasıdır. Bunun yerine vadeli satışlar ve alımlar TMS’ye uygun düzenlenmesi daha gerçekçi bir sunum sağlayabilirdi.
  3. Marmara Üniversitesi’nde düzenlenen çalıştayda Doç. Dr. Çağla ERSEN CÖMERT, KGK taslakta yapacağı yeni bir düzenleme ile vade farkında 1 yılın baz alınacağını ve 1 yıl üstündeki vadeler için bugünkü değer hesaplamasının yapılacağını söyledi. Sanırım KGK ülkemizde cari faiz oranın yüzde kaç seviyesinde olduğunu bilmeden böyle bir değişikliğe karar verdi. 
  4. Hazırlanan FRÇ’nin aynı zamanda Türk ticaret geleneklerindeki hataları düzeltici bir tarafı mevcut değildir. Örnek vermek gerekirse tek kişinin sahipliğindeki bir limited şirketin finansal disiplinini sağlamadığının en açık örneği ise temettü tahakkukları haricinde ortaklar cari hesabının kullanımıdır. Bütçeye katkı sağlaması için çıkarılan kanunların disiplinsizliği önlemede yarattığı bir fayda mevcut değildir aksine sadece kişileri kısa süreliğine cezalandıran araçtan fazlası da ne yazık ki olamamışlardır. 1950’lerde başlayan Türk ticaret örflerinin düzeltilmesi için FRÇ önemli bir imkân sunmaktadır, aynı kişiye bağlı ve Ortaklar Cari Hesapları şişmiş şirketlerin finansal tablolarının konsolide edilmesi. Bence bu gerekliliğin esas sebebi ise birkaç tüzel şirketin ömrünün ortağın ömrüyle sınırlandırılabileceği riski. Bu, muhasebe teorisini parçalamış risk aslında denetçi tarafından olumsuz görüş ile cezalandırılabilir ya da şirketin finansal gücünü, ortağı da baz alarak ölçmek istiyorsa birbiriyle ortaklık bağı olmayan iki şirketin finansal tablolarını konsolide edebilir.
  5. FRÇ’ye uygun finansal tablo hazırlanma süreçlerinin kolaylaştırılması, şirketlerin daha hızlı adapte olabilmeleri için gerekli olan yerel ve uluslararası ERP uygulamalarının uyumluluğu üstüne gidilmediğini düşünüyorum. FRÇ’nin olur da genel kabulü sağlayabilir ise getireceği bir diğer önemli değişiklik ise yeni yönetmeliğe uygun defter tutmak zorunda olan şirketlerin “ofiste defter tutma” alışkanlığından vazgeçirmek olacaktır.
  6. Ben muhasebe camiasının TFRS’ye yaklaşımını ülkemizin ulusal bir otomobil markası olmamasına benzetirim. Uluslararası bir marka istediği kadar kötü bir araç çıkartsın yine de bizimkinden iyidir çünkü bizim ortaya koyduğumuz daha başarılı ve kaliteli bir rakip mevcut değildir. İşte bu sebeple de Avrupa’nın ulusal muhasebe ilkelerine karşı uluslararası alanda kabul görmüş Türk muhasebe ilkeleri mevcut olmadığı için TFRS’nin yaptığı sunumlar MSGUT’a göre daha akılcı olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalıyoruz. FRÇ noktasında ise TFRS (veya KOBİ TFRS) uymamak için yanlış yollar çizmenin sonuçları tehlikelidir.
  7. 2018’de yürürlüğe girmesi planan FRÇ’nin sektör tarafından kabulü için yürütülen çalışmalara ne zaman başlanacağı hâlâ muallakta. Sektör temsilcileri ile yapılmış bir görüşmeler tutanakları ile yayınlamalı ve böylesine önemli toplantılar çevrimiçi katılıma açık olmalıdır.   

Umarım 2018’de yürürlüğe girmesi istenen ulusal finansal raporlama standartlarımız 6102’nin ve KGK eğitimlerinin çektiği işkenceleri yaşamadan yürürlüğe girebilir yoksa başladığımız yere geri döneceğimizden korkarım.

İran Ambargosu ve Türk Denetim Şirketleri

İran’a uygulanan ambargo kalkalı yaklaşık 1 yıl oldu ve yıllarca uluslararası yatırımları kapalı olan bir pazar ve orada yer kapmaya çalışan şirketlerin siyasetten destek alan stratejileri belirleyecek pastadan ilk payı kimin alacağını. İşte tam da bu noktada müşteri portföyünü geliştirmek, uluslararasılaşmak isteyen Türk denetim şirketlerinin eline çok önemli bir imkan geçti: İran pazarına girmek.

Kültürlerin yakınlığı ve İran piyasasının gelişmeye açık oluşu Türk denetim şirketleri için kaçırılmaması gereken bir fırsat. Big-4’un dünyayı tek sözleşmeyle domine ettiği uluslararası denetim piyasasında kendi adını duyurmak isteyen bir denetim şirketi için İran pazarına girmek Doğuya açılmada anahtar adım olacaktır. TÜRMOB ve Maliye Bakanlığı siyasi sürtüşmeleri kenara bırakıp ülkemizdeki muhasebe mesleğinin uluslararası alanda rekabet etmesi için bu adımı atmak zorunda.

Fincanın etrafı sarı

Okuduğum mahkeme kararlarını okudukça ağlarım, sızlarım ben zarı zarı

1. Amortisman giderinin tanınması için kullanıma hazır olmasına gerek olmadığını belirten kararlar. Bilirkişiler galiba maliyet ve gider arasında fark olmadığını sanıyor. Çok basit bir örnekle mırazı izah edeyim:

Çok susamıştım, bakkala gittim. 1 litre su aldım, ödemesini yaptım ancak şişeden 1 yudum su içmedim. Benim susuzluğum geçti mi? Maliyet ve gider arasındaki fark bu kadar barizdir.

2. Geçmiş döneme ait denetçi atanabileceğini iddia eden ve denetimde çığır açan karar. Hem denetime tabi olduğunuzu bilmiyordunuz hem de hokus pokuslarınıza imza atacak birini istiyorsunuz. Karar her ne kadar yönetim kurulunun sorumluluğunun devam ettiğini belirtse de bu imzayı atmaya hazır meslektaşlarımız yoktur ümidini taşıyorum.

Teorik aşçılığa hayır!

Bir aşçılık okulu mezunu düşünün, birincilikle ve 4 ortalama ile bitirmiş okulunu. Kendisini işe almak için bir merakla mezun olduğu okulun müfredatını incelemeye başladınız. Bütün dersler teorik, dönem ve yaz stajları hak getire. Bir diğer deyişle öğrenci mutfakta yemek pişirmeden aşçı olmuş. İşin kötüsü müfredatı hiç incelememiş bir işveren ile yeni mezun kardeşimiz ücret pazarlığına giriştiklerinde 2001 Nobel Ödüllü bir iktisat makalesi ortaya çıkacak. Transkript ve diplomayı baz alarak kafalarında ücret seviyesi belirleyen iki taraf anlaşacak ve akademik olarak başarılı olan kardeşimiz işe başlayacak.

Mutfaktaki ilk gününde sosları ve baharatları tanımadığı için yaptığı yemek hiçbir şeye benzemeyecek. Teorik aşkının yaptığı kötü yemekler sebebiyle restoran bir süre zarara uğrayacak ve daha deneyimli aşçılar ona baharatlar, soslar arasındaki farkları anlatmaya çalışırken işlerini aksatacaklar. Yeni mezun kardeşimiz bütün bu koşuşturmacanın içinde aldığı onca teorik bilginin ispatı olan 4 ortalama ile şirkete hiçbir katkısının olmadığını göremeyecek.

Oysa lisans öğretimi boyunca mutfağa girip soğan kesseydi, baharatları koklamaya, et pişirseydi yaptığı her yanlıştan işin doğrusunu ve o sistematiğe yıllarını vermiş birinden de kestirme yollarını öğrenebilirdi. Türkiye’de muhasebe eğitiminde yaşanan en büyük sorun bilgisayarsız muhasebeci yetiştirme çabasıdır. Bugün hâlâ bilgisayar dersi olarak giriş seviyesinde verilen derslerin üstüne hiçbir yazılım bilgisi eklenmeden mezun oluyor müstakbel meslektaşlarımız. 

Muhasebeci türlerine göre denetim faaliyetleri 

3568 sayılı Kanunun 2.maddesi mesleğin konusunu anlatır ve YMM için kıstları da belirtir. Eti çok lezzetli, pilavı biraz yağlı kazın ayağı hiç öyle değil.

SMMM: Denetim nere sen nere?

YMM: Hala bağımsız denetim yok ancak tam tasdik ile yola devam ediyor.

KGK Denetçisi: İSO 500 tabi şirketleri denetlenebilir fakat İSO 500’ten küçük fakat halka açık şirketleri denetleyemez. Neden çünkü halka açık olmayan büyük bir şirketi denetleyebiliyor olmak halka açık daha küçük bir şirketi denetleyebileceğiniz anlamına gelmez.

SPK Denetçisi: Halka açıkmış kapalıymış hiç fark etmez her türlü şirketi denetleyebilir.