Farklı Kaydet >> PDF

Bir şirket niye faaliyet raporu yayımlıyorsa bir denetim şirketi de o yüzden şeffaflık raporu yayımlıyor. Kamuya faaliyetleri hakkında aydınlatmak ve karar almalarını kolaştırmak için. Ancak bu raporu hazırlayanların bazıları sanırım kendi raporlarının kimse tarafından okunmayacağını ve dikkat alınmayacağını düşünüyorlar sanırım. Yoksa neden bir raporun çıktısını alıp sonra fotoğraf olarak tarayıp PDF olarak kaydetsinler ki? Raporunun birçok farklı menfaat sahibi tarafından okunacağını hatta onların raporun tamamını değil de istedikleri noktasına en kısa şekilde varabilmek için PDF’te “bul komutunu” (Kontrol+F) kullanacağını düşünmüyorlar sanırım. Bunun aksi bir durum olsaydı bilgisayarda yazılmış bir belgeyi PDF olarak kaydederlerdi, biz de rahat rahat okurduk.

PS: Raporlarınıza isim verirken tuşlara rastgele basıp 255 harf limitine uymak zorunda olmadığınızı hatırlatmak isterim.

Ulusal Finansal Raporlama Çerçevesi

Eğer kanser hastasını tedavi etmek istiyorsanız anlık halini düzeltecek ilaçlarla çözüm bulamazsınız. Hastanın o anki ağrılarını hafifletmiş olmanız da vücutta yer alan kanserle mücadele ettiğinizi ve ömrünü uzattığınızı göstermez, siz iyi ilaçlar kullanarak günü kurtamışsınızdır sadece. Oysa hastanın esas arzusu iyileşmek ve hayat standartını eski seviyesine çıkartabilmektir. Türkiye ekonomisi için de durum aynıdır, doktorlarımız günümüzü kurtaran ancak geleceğimizi güvence altına alan metodları pek tercih etmediler. Açıkçası “harika bir çözüm” olarak iddia edilen politikalar çoğunlukla vergisini ödeyeni aptal yerine koymaya dönüktü. Bugüne kadar vergi ödeme alışkanlığı elde etmemiş mükelleflerin affedildiği söylense de esasen onlardan af dilenmek üstüne kuruluydu hazırlanan kalkınma politikaları. Vergi sisteminin sıkı ve adaletli bir ortamda finansal tablolarının vergi yönetmeliklerine göre hazırlanmasında sakınca yoktur ancak vergi matrahına göre hazırlanmış finansal tabloların Türkiye’nin ekonomik gelişiminde ve geleceğine yönelik karar alınmasında faydadan çok zarar getirdiği açıktır.

2005 yılında ilk Türk Ticaret Kanunu taslağı hazırlandığından beri beklentiler hep üst düzeydi ancak basında yapılan her yanlış anlatım tepki çektirmeyi başardığı gibi Kanunu’nun kısıtlandırılmasına da neden oldu. 2012’te yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun ile halka açık olmayan şirketlerin denetimi hep farklı sorulara ve sorunlara sebep oldu. 2014’te yapılan düzenleme ile Kamu Gözetim Kurulu (KGK) hayallerimizi geri vitese taksa da sistemi düzeltmeye ilk adımı 13 Kasım 2015’te yine KGK attı Yerel Finansal Raporlama Çerçevesi  (YFRÇ) ile (Duyuru adresi http://bit.ly/2lnnxwD). Bu noktada bir eleştiri yapmak zorunda hissediyorum kendimi: Hazırlanan kavramsal çerçeve yürürlüğe girdiği andan itibaren bölgesel değil ulusal olacaktır ve ülkemizin geleceğine etki edecektir. İşte bu sebeple öncelikle Ulusal Finansal Raporlama Çerçevesi olarak adının değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Taslağı yoruma sunulan UFRÇ ile amaç halka açık olmayan şirketlerin de sunduğu finansal verinin kalitesini arttırmak. Halka açık olmayan fakat denetime tabii olan şirketlerin Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına (TFRS) göre finansal tablolarını hazırlamıyor olmaları veri güvenilirliğini azaltıyorken ekonomik gelişimimizin sürekliliği için atılması gereken bir adımdı. Elbette bu önemli değişikliğin nasıl bir etki yaratacağı, meslek mensupları ve düzenleyiciler nasıl yükler getireceği ise ayrı bir tartışmanın konusu.

Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi 24-25 Şubat tarihlerinde Sultanahmet Yerleşkesinde YFRÇ Çalıştayı yapacak ve esasen toplantıda Çerçeve konuşulacak olsa da bence KGK tarafından cevaplanması gereken sorular var:

  1. Hazırlanan Çerçevenin KOBİ’ler tarafından kabulü için yapılmış bir halkla ilişkiler süreci olacak mı? 6102’nin anlatımında yaşanan hataların ve yapılan kasıtlı yanlış izahatlerin tekrar edilmesi durumunda UFRÇ istenen katkıyı sağlamayacaktır.
  2. Küçük ve mikro ölçekli işletmelere kadar uygulanacak olması durumunda çizilmiş bir yol haritası mevcut mudur? Düzenli olarak indirilen hadler için tasarlanmış en düşük kriterinin varacağı son nokta nedir?
  3. UFRÇ’nin kabul edildiği andan itibaren ERP yazılım şirketleriyle yapılacak görüşmede sürecin sancılı geçmesini engelleyecek çözüm önerileri KGK tarafından tasarlandı mı?
  4. Çerçevenin meslek mensuplarına anlatımında izlenecek yollar, teorik materyalleri ve eğitimcilerin eğitimi gibi hususlarda nasıl bir yol izlenecektir?

UFRÇ’nin ülkemize hayırlı olması dileğiyle.

Sabahattin Ali ve “hile üçgeni”

wp-1480617965817.jpgİstanbul Üniversitesi’ndeydik bugün, Uluslararası Suistimal İnceleme Uzmanları Derneği’nin (ACFE Türkiye) düzenlediği Suistimal Farkındalık Semineri: Üniversite Buluşmalarını dinlemek üzere. Değerli akademisyenlerin paylaştığı bilgiler ve meslek mensuplarının anlattığı deneyimleri seminerin son derece bilgilendirici ve eğlenceli geçmesini sağladı. Muhasebe mesleğinin defter tutup beyanname verme döngüsünden kurtulduğunu görmek bir de öğrencilerin yoğun katılımı çok mutlu etti beni. Ancak her ne kadar eğlenceli geçtiğini söylesem de eğlencinin esas sebebi “güleriz ağlanacak halimize” noktasında olmamız. İç kontrol mekanizması oluşturulmamış veya geliştirilmemiş, yetki-sorumluluk çizgileri belirlenmemiş şirketlerin ulusal ekonomide yarattığı görünmez zararları fark etmemiz ve çözüm odaklı politikalar geliştirmemiz gerekiyor.

Konuşmacıları dinlerken son zamanlarda farklı anlaşılmış bir eseriyle hatırladığımız Sabahattin Ali’nin “İçimizdeki Şeytan” romanı aklıma geldi. Çalışan suistimalleri ve hile üçgeni konusunda vak’a analizi yapılabilecek kadar detaylı bir anlatım yapıyor Sabahattin Ali. Ömer ile Veznedar Hafız Efendi arasında geçen konuşmayı okuduğunuzda bir insanı yoldan çıkartan sebeplere bulduğu bahaneleri öylesine güzel anlatıyor ki denetim kitaplarında alıntı yapılacak kadar içine işliyor konunun. Sabahattin Ali’nin Türk edebiyat klasiklerinden biri olan eserini okumadıysanız bugüne kadar vesile olabilirim umudundayım. Ancak kitaptan benim son derece eğlenerek okuduğum bir kısmı paylaşmak isterim.

“Tevekkeli değil, Beyazıt’tan gönderdiğimiz mektuplar Eminönü’ne kırk sekiz saatte varıyor. Senin gibi gayretli memurlar sağ olsun.”

Ömer gayet sakin cevap verdi:

“Benim mektuplarla alakam yok. Ben muhasebedeyim. Akşama kadar defter dolduruyorum. Akşamları da ara sıra veznedara yardım ediyorum. Para saymak tatlı bir şey Nihatçığım.”

Nihat birdenbire canlanmış gibi:

“Enteresan şey…” dedi. “Umumiyetle para enteresan bir şeydir zaten. Çok kere cebimden bir lira alır, önüme koyarak onu saatlerce seyrederim. Hiçbir fevkaladeliği yok. Birtakım hünerli çizgiler, tıpkı mektepler deki resmi hattîn vazifeleri gibi. Belki biraz daha ince ve karışık… Sonra bir resim. Birkaç satır muhtasar yazı ve bir iki imza… Üzerine biraz fazla eğilince insanın burnuna ağır bir yağ ve kir kokusu da vurur. Fakat ne muazzam şeydir bu kirli kâğıt azizim, bir düşün!