Mendeley Workshop and Training Files

Mendeley Training for International Graduate Students

27.12.2016, Tuesday

15:00 – 17:00

İstanbul Aydın University

Florya Campus

O Block 11401

Workshop Files

Dönemsellik İlkesi

Çok detaylı anlatım istiyorsanız birçok kıymetli muhasebe kitabından okumanız mümkündür, ben konuyu rahmetli Süleyman Demirel’den bir alıntıyla özetleyeceğim.

Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurumaz.

Evrakları kim, nasıl girmeli? 

Cevabı basit: bilgisayarın bizzat kendisi girsin, ilgili hesaplara kayıtları da yine bilgisayar atsın. Hayal ürünü olan bir şey söylemiyorum ki. Faturanın üstünde girişi için gerekli olan bilgiler yok mu? Hele de e-faturada. İşleme ait bütün detayların yazılı olduğu bir faturayı bilgisayar kaydetsin. Bundan 8 yıl önce stajerliğim sırasında şimdi size anlattığım fikri ERP danışmanlığı yapan bir arkadaşıma söylemiştim. “Saçmalama öyle bir şey yapılamaz, sen dahil yapılsa kaç kişi işsiz kalır” diye cevap vermişti.

Oysa ben muhasebeciyim, benim işim evrak girmek değildir. Türkçe’de tam karşılığı olmasa da evrak girmek “bookkeeper”ın görevidir, oysa ben “accountant”ım. Yani benim işim evrakları girmek değildir, danışmanlık yapıyorsam ise şirketin gidişatı hakkında yönetime raporlar sunmak veya denetim hizmeti sunuyorsam iç kontrol sistemlerini analiz etmek ve şirketin finansal tabloları görüş bildirmektir. Oysa ne yazık ki ülkemizde ruhsatlı, ruhsatsız her muhasebeci kendini evrakçıbaşı zanneder.

e-fatura kabul ancak evrakları sisteme göstererek veri girişi yapılamaz diyenlere iki tane akıllı telefon uygulaması tavsiye edeceğim: Wave ve Xero. Ücretsiz üyelikleri bulunan hatta kendi içinde veri paylaşabildiğiniz bu iki muhasebe uygulamasını deneyin. Bence her ikisi de başlangıç noktasında olsalar da fotoğrafını çektiğiniz fişleri sisteme yükleyebiliyorlar. İşyeri ismi Türkçe olsa bile birkaç küçük hatayla ismi algılayıp tutarı ve tarihi sisteme doğru olarak aktarabiliyorlar. Sizin ise tek yapmanız gereken gider ve ödeme türlerini seçip evraka onay vermek.

Bundan 10 yıl sonra ülkemizde muhasebe defter tutmaktan çıkıp denetim yapmaya dönecektir, hazır olmak için yeni fikirlere açık olmakta hatta mobil uygulamalara yatırım yapmakta büyük fayda var.

Sabahattin Ali ve “hile üçgeni”

wp-1480617965817.jpgİstanbul Üniversitesi’ndeydik bugün, Uluslararası Suistimal İnceleme Uzmanları Derneği’nin (ACFE Türkiye) düzenlediği Suistimal Farkındalık Semineri: Üniversite Buluşmalarını dinlemek üzere. Değerli akademisyenlerin paylaştığı bilgiler ve meslek mensuplarının anlattığı deneyimleri seminerin son derece bilgilendirici ve eğlenceli geçmesini sağladı. Muhasebe mesleğinin defter tutup beyanname verme döngüsünden kurtulduğunu görmek bir de öğrencilerin yoğun katılımı çok mutlu etti beni. Ancak her ne kadar eğlenceli geçtiğini söylesem de eğlencinin esas sebebi “güleriz ağlanacak halimize” noktasında olmamız. İç kontrol mekanizması oluşturulmamış veya geliştirilmemiş, yetki-sorumluluk çizgileri belirlenmemiş şirketlerin ulusal ekonomide yarattığı görünmez zararları fark etmemiz ve çözüm odaklı politikalar geliştirmemiz gerekiyor.

Konuşmacıları dinlerken son zamanlarda farklı anlaşılmış bir eseriyle hatırladığımız Sabahattin Ali’nin “İçimizdeki Şeytan” romanı aklıma geldi. Çalışan suistimalleri ve hile üçgeni konusunda vak’a analizi yapılabilecek kadar detaylı bir anlatım yapıyor Sabahattin Ali. Ömer ile Veznedar Hafız Efendi arasında geçen konuşmayı okuduğunuzda bir insanı yoldan çıkartan sebeplere bulduğu bahaneleri öylesine güzel anlatıyor ki denetim kitaplarında alıntı yapılacak kadar içine işliyor konunun. Sabahattin Ali’nin Türk edebiyat klasiklerinden biri olan eserini okumadıysanız bugüne kadar vesile olabilirim umudundayım. Ancak kitaptan benim son derece eğlenerek okuduğum bir kısmı paylaşmak isterim.

“Tevekkeli değil, Beyazıt’tan gönderdiğimiz mektuplar Eminönü’ne kırk sekiz saatte varıyor. Senin gibi gayretli memurlar sağ olsun.”

Ömer gayet sakin cevap verdi:

“Benim mektuplarla alakam yok. Ben muhasebedeyim. Akşama kadar defter dolduruyorum. Akşamları da ara sıra veznedara yardım ediyorum. Para saymak tatlı bir şey Nihatçığım.”

Nihat birdenbire canlanmış gibi:

“Enteresan şey…” dedi. “Umumiyetle para enteresan bir şeydir zaten. Çok kere cebimden bir lira alır, önüme koyarak onu saatlerce seyrederim. Hiçbir fevkaladeliği yok. Birtakım hünerli çizgiler, tıpkı mektepler deki resmi hattîn vazifeleri gibi. Belki biraz daha ince ve karışık… Sonra bir resim. Birkaç satır muhtasar yazı ve bir iki imza… Üzerine biraz fazla eğilince insanın burnuna ağır bir yağ ve kir kokusu da vurur. Fakat ne muazzam şeydir bu kirli kâğıt azizim, bir düşün!