Ekonomik krize adanmış şarkılar

Posted on Kasım 28th, 2008 in Meseleler | No Comments »

Küresel kriz patladı, bize teğet geçenler diyen(ler)in aksine oldukça net bir şekilde hissedildi bu ezber yıkan kriz. 2001 krizinden sonra ilk defa ana haber bültenlerinde böylesine iktisat konuşuluyor. Bütün kriz haberlerinin ortak fon şarkısı ise Timur Selçuk’un Ekonomi Bilmecesi. Şarkının tamamını dinlemek isteyenler için link aşağıdadır

http://www.box.net/shared/pd5ugrq1zd

Seviyorum bu şehri

Posted on Kasım 25th, 2008 in Günlük | No Comments »

Pierre Lotide bir akşam

Pierre Loti'de bir akşam

Eminönü

Eminönü

Karaköy iskelesi Titanik misali

Posted on Kasım 25th, 2008 in Meseleler | No Comments »

Batmayacağına inanılan Titanik 14 Nisan 1915′te yola çıkıp 15 Nisan 1915′te batmıştı. Ne denmişti? Batmaz. N’oldu? Bir buz dağı gösterdi nasıl batırabileceğini.

Peki Karaköy iskelesi için kimse “batmaz” diyor muydu? Hayır. Peki buz dağına mı çarptı? Hayır. Neden battı? Bakımsızlıktan.

Benim asıl merak ettiğim konu şu: İskelenin su üstünde kalmasını sağlayan dubaların paslanıp çürüyeceği gibi bir olasılık hiçbir sorumlunun aklına gelmedi mi? Oturup aynı malzemeden 10 tane de aynısından yapsanız hammaddesinin tuzlu su ile sürekli tem’ası sonucu paslanacak o dubalar.

Hadi okyanusu baştan sona kat edecek olan Titanik kaptanların ve mühendislerin şımarıklığından battı diyelim, peki bizim yerinde sabit duran ve buz dağının uzağından geçmeyen iskelenin ne günahı vardı?

PS: Aslında iskele yarı batmış haldeyken durdurulabilseydi görgüsüz Dubai mimarisi ile yarışacak bir binamız bile olurdu. Adamlar suyun altına restoran koymuş, balıkları izleyerek yemek zevki sunuyor insana. Biz de vapura aşağıdan binerdik, balık sürülerini yara yara.

Aşk şarkıları

Posted on Kasım 10th, 2008 in Spor | No Comments »

Ah o sahada ben de olsaydım,

5. golü ben çaksaydım,

Vız gelirdi her şey inan bana,

Ampül gibi 90′a taksaydım.

Teşekkürler Fatih Altaylı

Posted on Kasım 10th, 2008 in TV | No Comments »

Gecenin bu saatinde benim için çok büyük anlam ifade eden iki açıklamanın bir ulusal kanalda yayınlamasına aracılık ettiği için kendisine bu teşekkürü bir borç bilirim.

  1. Murat Bardakçı’nın Yalçın Küçük’e “sizin sayımınıza göre ülkede 300 milyon Sabetayist ve Yahudi yaşıyor, Türk bırakmadınız” sözü.
  2. Yalçın Küçük’ün Bergüzar Korel için “inek gözlü” sözünü tekrarlaması.

Zaten atmışız 4 tane (bunlar da Sayın Altaylı’ya bizden armağan olsun. Küçük bir ikram diyelim), bir de üstüne bunlar. Keyfim yerine geldi lan. Hepsi için Fatih Altaylı’ya teşekkürler.

İktisadi İdari Bilimler Fakültesine bağlı bir bahis kürsüsüne karşı değilim

Posted on Kasım 7th, 2008 in Spor | No Comments »

Milli Piyango sayesinde spor bahislerinin resmileşip bilyoner.com ve büfelerle ile her yere yayılmasıyla yeni bir meslek türedi vatan topraklarında; bahis analisti. Bahis analisti deyip geçmeyin çünkü bu adamlar kendilerini hakikaten finans profesöründen sayıyorlar. İşin şimdilik bir teorik yapısı yok ama istatistiğe dayanan ve çok da sıkışılırsa biraz sallamaya ve fanatizme dayanan yarı-bilimsel bir yönü mevcut hatta istatistikler güvenilmez diyorsanız çeyrek-bilimsel bile denebilir. Ancak bu bahis analisti arkadaşlar için geçerli değil. Onlar bu futbol denen oyundan futbolcular kadar para kazanabileceklerini düşünüp işlerini ciddiye alıyorlar. Çok yakında bu arkadaşlar bir meslek odası kurup sertifika dağıtacaklar, meslek ahlakı kodu ve işin standartlarını yayınlayacaklar; işi o kadar ciddiye alıyorlar.

Eğer bahislere benim gibi sadece eğlencelik bakıyorsanız bu adamların yaptığı iş hakikaten gereksiz geliyor hele de yayın organlarının bunlara ayırdığı sayfalar dolusu analizler, yorumlar, ıvır zıvır başarı öyküleri… Aman aman. Uluslar arası bahis piyasasındaki aynı maça verilen oranların farklılığı, bir önceki maçta hoca değiştirildi ise bunun takıma etkisi ve daha önce bu değişimlerin yarattığı sonuçlar, futbol maçlarının sıfır şike oynandığı varsayımı altında sonuçların ve skorların ortalaması, futbolcuların sağlık durumları hatta psikolojileri… Anladığım kadarıyla bu arkadaşlar futbolun eğlence kısmını çoktan unutmuşlar. Stada gidip biraz küfür edip rahatlamak (stadda küfüre çok da karşı değilim, gerekiyor bazen. Dozunda küfür her zaman iyidir.) veya golde deli gibi tepinmektir futbolun özü. En kazma topçu yılda milyon Avro kazanıyor diye gaza gelip futboldan Warren Buffett olmaya gerek yok.

Finans bilimiyle yavaş yavaş samimi olmaya başlamış biri olarak derslerde gördüklerimi futbolun içine sokayım biraz. Arbitraj, farklı diyarlardaki bahis oranlarıyla kupon yapmak olarak açıklanabilir. İktisadın ve finansın göz bebeği tam etkin piyasalar ise elbette ki şike ve teşvik primi gibi maçın dengesini bozan yatırım hareketlerinin göz ardı edilmesiyle gerçekleşir. Yani şampiyonluk için sezonun  son maçında 7 atması gereken takımın bunu hiç zorlamandan başarması veya ilk yarıda Messi kesilen futbolcuların ikinci yarıda sebepsiz yere Maldonado olmaları gibi durumlar futbolun kirli yüzü olarak denkleme eklenmezse futbol maçları her zaman adil şekilde oynun fikri doğrudur. Doğru mudur? Bunun dışında bunların bütün futbol değişkenlerinin denklemlere dökülmüş hali daha bahis analistlerince yapılmadı.

İşin çok daha garip kısmı bu adamlar hakikaten bu işi bir statü sembolü olarak görüyorlar. İşin nedir? Bahis analisti, futbolcular oynar bunun bilimsel analizini yaparım. Radyolarda insanları bahsin inceliklerini bilmediği için azarlayan (bizzat dinlemişliğim vardır.*), Football Manager oynayıp yeni yetenekleri öven, aynı maç üstüne anlaşamadıkları için tartıştan bu adamların tavırları finans/iktisat profesörlerininkinden pek farklı değil. Aynı görüşe sahip iktisat profesörleri bile bazı konularda ayrılıklara düşebiliyorken işin içine fanatizmi eklediğinizde bu adamlar hakikaten ayrı dünyaların insanlarını, aşklarını aratmaz oluyorlar.

Eğer olur da bahis bir bilim olarak kendini ispatlarsa YÖK’e yapılacak bir başvuru ile İİBF’ye bağlı bir bahis kürsüsü ve lisans, yüksek lisans ve doktora programları ile uluslar arası alanda bir rekabet gücü sağlanabilir. Onun dışında bu adamların yaptığı işin deli söyler, deli oynardan bir farkı yok. Futbol işte, eğlence, afyon, sen ne isim veriyorsan. Bu kadar. Bir taraftar için bundan fazla anlam ifade ediyorsa kimse kusura bakmasın o tarafta sorun vardır.

NTVSPOR notu: Adamların futbola getirdiği tat farklı, Murat Kosova basketbola kaydı, Okay Karacan Habertürk’e geçti aylar önce, Uğur Meleke ve Mehmet Demirkol gibi iki yıldız transferle reytingler arasındaki bloklarda boşluk kalmayacaktır ama NTVspor sağolsun her maçtan sonra yapılan yayınlarla futbolun maç sonrası zevkini de çıkartıyor. Rıdvan, Hakan Ünsal ve Sergen gerçekten futbolu bilerek konuşuyorlar, takımları belli olsa bile yorum yaparken fanatizm denen yorumbozucudan uzak duruyorlar. Rıdvan Fenerli olmasına yorumcu olarak kendini çoktan ispatladı. Hakan Ünsal ise apayrı bir yerde benim için. Çıktığı ilk programda “ulan kesin fanatizm yapacak” diyen beni mahcup ettiği ilk günden beri yorumlarını takip ediyorum ve hakkını teslim etmek lazım gerçekten akla mantığa uygun yorumlar yapıyor. Son programlarda yaklaşan derbi hakkında konuşurken Galatasaraylı kimliğini belli ediyor hatta bazen kendisinin başaramadığının gerçekleşeceği hayalini yansıtıyor o ayrı. Sergen’in yaptığı yorumların kalitesinin diğer ikisinden farkı yok benim nazarımda ama önceden takım arkadaşı olan şimdilerde teknik direktörlük yapan kişiler hakkında konuşurken isimlerinden sonra “Hoca” ünvanını eklemesinin daha hoş olacağı inancındayım. Son olarak Ersin Düzen’e gerçekten yazık oluyormuş atv’de.

Hiç aklıma gelmediniz

Posted on Eylül 27th, 2008 in Günlük | No Comments »

Ben: Hanımefendi iyi günler, bilgisayara format attığımdan beri TESMER e-USE programını kuramıyorum.

TESMER yetkilisi: Bilgisayara format atarken bizden izin aldınız mı?

(27 Eylül 2008)